FemoraMag

Kleopatra’nın Mezarı: Kayıp Mezar 2000 Yıl Sonra Bulunabilecek mi?

Kleopatra'nın mezarı

Mısır’ın son firavunu Kleopatra’nın mezarı, iki bin yıldır tarihin çözülemeyen en büyük bilmecesidir. Ancak bugün, Dominikli avukat Dr. Kathleen Martinez sayesinde bu gizemin kapısı belki de ilk kez aralanıyor. Kleopatra’nın ölümünden geriye kalan boşluk, şimdi başka bir kadının kararlılığıyla tamamlanmak üzere. Bu, iki farklı çağda yaşamış iki kadının hikâyesi; biri, hükmettiği imparatorluğun çöküşünün gölgesinde tarihe karışan bir kraliçe diğeri ise onun kayıp izini çözerek tarihin eksik kalan son sahnesini aydınlatmaya çalışan bir araştırmacı. İki kadının yolları, iki bin yıl arayla aynı soruda kesişiyor: Kleopatra nereye gömüldü?

 

Mısır’ın Son Firavunu Kleopatra Kimdir?

Antik Mısır’ın son aktif hükümdarı olan Kleopatra VII Philopator (MÖ 69 – MÖ 30), adını tarihe altın harflerle yazdıran bir kadındır. Çoğu zaman dramatik aşk hikayeleriyle anılsa da Kleopatra bir liderdi.

Büyük İskender’in generallerinden Ptolemaios Soter tarafından kurulan Helenistik hanedanın son aktif lideriydi. İskenderiye’deki sarayda doğup büyüdü ancak kendisinden önceki hükümdarların aksine Mısır dilini öğrenen ve Mısır geleneklerini benimseyen tek Ptolemaios’tu.

Tahtını korumak ve Mısır’ın bağımsızlığını Roma İmparatorluğu’nun artan gücüne karşı savunmak için Jül Sezar ve Marcus Antonius gibi çağının en güçlü Romalı liderleriyle ittifaklar gerçekleştirdi. Yaptığı her siyasi hamle, onun sadece güzelliğiyle değil, olağanüstü zekası ve diplomasi yeteneğiyle de anılmasını sağladı.

Kendisini tanrıça İsis’in yeryüzündeki vücut bulmuş hali ilan ederek Mısır halkının desteğini kazandı ve kraliçelik otoritesini pekiştirdi. MÖ 30’da, Marcus Antonius ile birlikte Octavianus’unzaferini kabullenmektense intihar etmeyi seçerek dramatik bir ölüme sahip oldu. Ancak kraliçenin son dileği ve gömüldüğü yer, o günden bu yana tarihin en büyük muamması olarak miras kaldı.

 

Kleopatra’nın Mezarı Neden Bulunamıyor?

Kleopatra’nın kayıp mezarı temelinde, tarihi kayıtların çelişkili olması, doğanın tahribatı ve politik intikam gibi birçok neden vardır.

 

Tarihi Kayıtların Yetersizliği ve Çelişkisi

Antik tarihçiler, Kleopatra ve Antonius’un nasıl öldüğü konusunda oldukça detaylı bilgi sunarken, mezarlarının yeri konusunda az ve muallakta kalan bilgi vermişlerdir.

  • Plutarkhos’un Muğlaklığı: Antik biyografi yazarı Plutarkhos, Octavianus’un Kleopatra ve Marcus Antonius’un yan yana, görkemli ve soylu bir şekilde gömülmelerine izin verdiğini yazar. Ancak bu görkemli gömünün nerede gerçekleştiği belirtilmez.
  • Gömülme Değil, Gizlenme: Dr. Kathleen Martinez gibi uzmanlar, mezarın gizlenmiş olabileceği tezini savunur. Eğer mezar İskenderiye’nin kamusal bir alanında olsaydı, kalıntıların Romalılar tarafından alınıp sergileneceği veya tahrip edileceği riski çok yüksekti. Bu nedenle, kraliçenin kutsal ve korunmuş bir yerde gömülmeyi planlamış olması olasıdır.

 

İskenderiye’nin Kaybolan Şehri

Kleopatra’nın yaşadığı ve öldüğü yer olan İskenderiye, Akdeniz kıyısındaki jeolojik hareketler ve doğal afetler nedeniyle büyük ölçüde yok olmuştur.

  • Depremler ve Tsunami: Antik İskenderiye, özellikle M.S. 4. ve 8. yüzyıllarda yaşanan şiddetli depremler ve tsunamilerle sarsıldı. Bu felaketler, şehrin önemli bir bölümünün ve liman tesislerinin Akdeniz’in dibine çökmesine neden oldu.
  • Su Altındaki Kalıntılar: Kraliçenin saraylarının ve muhtemel mezar yapılarının birçoğu artık modern İskenderiye’nin altında veya deniz tabanında bulunuyor. Bu durum, karada bile zor olan kazı çalışmalarını su altında neredeyse imkansız hale getiriyor.

 

Tapınak Gelenekleri ve Gizlilik

Dr. Martinez’in teorisine göre, mezar İsis Tapınağı’nda olduğu için, Mısırlı rahip ve rahibeler tarafından sır olarak saklanmış olabilir.

  • Sır Saklama Geleneği: Antik Mısır’da önemli firavun ve kraliçelerin mezar yerleri, yağmacılardan korunmak amacıyla rahip ve tapınak görevlileri tarafından gizli tutulurdu.
  • Çifte Mezarın Karmaşıklığı: İki büyük figürün, Kleopatra ve Antonius’un, aynı yere gömülmüş olması, mezar yapısının geleneksel Mısır veya Roma mezarlarından çok daha karmaşık bir şekilde inşa edilmiş olabileceğini gösterir.

 

Kleopatra’nın mezarı sadece kayıp bir arkeolojik buluntu değil, doğa, politika ve tarihin ortaklaşa yarattığı bir sırrıdır.

 

Kleopatra’nın Mezarı Nerede Olabilir? 

Yüzyıllar boyunca bilim dünyasının çoğunluğu Kleopatra’nın mezarı İskenderiye’de, kraliyet saray kompleksinde gömülü diyordu. Bu teori şu gerekçelere dayanıyordu:

  • Ptolemaios hanedanı kraliyet ailesi genellikle saray bölgesine gömülürdü.
  • Kleopatra, yaşadığı son günlerde sarayda bulunuyordu.
  • Antik yazar Plutarkhos, Antonius ile birlikte kraliyet mezarına gömüldüğünü ima eder.

 

Ancak, saray ve çevresi bugün tamamen Akdeniz’in derinliklerinde. Depremler ve tsunamiler, İskenderiye’nin kıyı hattını değiştirmiştir. Bu nedenle kraliyet nekropolünü saptamak neredeyse imkansızdır.

Tam bu noktada devreye yeni ve büyük bir teori giriyor. Kleopatra’nun mezarı Taposiris Magna’da olabilir. Bu fikrin sahibi ise tarihe meydan okuyan bir kadın, Dr. Kathleen Martínez.

 

Dr. Kathleen Martínez Kimdir?

Kleopatra’nın mezarını bulma arayışının günümüzdeki en tutkulu ve ısrarcı figürü, kariyerini uluslararası bir avukat olarak bırakıp Mısır bilimlerine yönelen Dr. Kathleen Martinez’dir. 

Martinez, Kleopatra’yı bir baştan çıkarıcı olarak değil, zeki ve güçlü bir lider olarak görerek ona hayranlık duyduğunu belirtiyor. On yıl boyunca süren araştırmaları sonucunda ise mezarın geleneksel olarak arandığı İskenderiye’de değil, kraliçenin ilahi kimliğini pekiştiren, Tanrıça İsis’e adanmış Taposiris Magna’daki tapınakta olduğuna dair bir teori geliştirdi.

 

Gizemin Kalbi Taposiris Magna

Dr. Kathleen Martínez önderliğindeki kazı ekibi, Taposiris Magna’da her yıl yeni bulgular ortaya çıkarmaya devam ediyor. Bugüne kadar bulunan Kleopatra dönemine ait bronz sikkeler, İsis ikonografisi taşıyan objeler, ritüel kapları, yüzükler, mühürler ve özellikle altın yaldızlı elit mumyalar, kraliçenin bu tapınakla güçlü bir bağ kurduğunu gösteriyor.

Ancak asıl keşif, 2022 yılında tapınağın altında ortaya çıkarılan 1,5 kilometrelik Roma tarzı yer altı tünelidir. Bazı bölümleri su altında kalan bu tünel, yapısal olarak antik çağda kutsal törenlerde kullanılan geçitlere benzetiliyor. Dr. Martínez’e göre bu tünel, Kleopatra’nın mezarı için yapılan bir tören yolu olabilir.

Yakın zamanda tapınağın önünde keşfedilen batık liman ise ritüellerin ve kraliyet törenlerinin bu bölgede gerçekleştiğine işaret ediyor. Tüm bu bulgular bir araya getirildiğinde, Kleopatra’nın mezarı tapınağın altında ya da çevresinde bir noktada olması artık bilim dünyasında ciddi bir ihtimal olarak tartışılıyor.

 

Bilim Dünyasının İkiye Bölündü

Her ne kadar Dr. Martínez’in bulguları heyecan verici olsa da, bilim dünyasının bu konuda ortak bir görüşe sahip olduğunu söylemek zor. Şüpheciler, Kleopatra’nın İskenderiye’deki kraliyet mezarlığında gömülü olmasının daha olası olduğunu savunuyor. Onlara göre Taposiris Magna’daki buluntular dönemi işaret etse de kraliçenin mezarına dair doğrudan bir kanıt sunmuyor.

Destekleyenler ise tam tersine düşünüyor. İskenderiye’nin büyük kısmının deniz altında olması, klasik teorinin artık neredeyse doğrulanamaz hale gelmesi demek. Taposiris Magna ise hala kazılabilir, araştırılabilir ve her gün yeni bir ipucu verebilecek bir alan. 

 

Güçlü Karaktere Sahip İki Kadının Kesişen Yolları

Kleopatra, erkek tarihçilerin yüzyıllar boyunca çizdiği çarpıtılmış imgenin arkasında kalan gerçek bir liderdi. Çok dilli, iyi eğitimli, gözlem gücü yüksek, devletini Roma’nın baskısına karşı korumaya çalışan bir hükümdar.

Bugün onun mezarını arayan Dr. Kathleen Martínez de benzer önyargılarla mücadele ediyor. Martinez, Kleopatra’nın mezarını bulmayı, ‘bir kadının bir diğer kadına iade-i itibarı’ olarak görüyor. Bilim dünyasında bir kadın olarak, hem statükoya hem de akademik şüpheciliğe rağmen tutkusu ile yoluna devam ediyor. Bu yönüyle Martínez’in hikayesi, Kleopatra’nın ömrünün son dönemine şaşırtıcı bir paralellik taşıyor; inanç, direnç ve tarihe karşı verilen kişisel bir mücadele.

Belki de çok yakında, kraliçenin son sırrı, ona inanan bir kadın tarafından gün yüzüne çıkarılacak.