FemoraMag

Kraliçe Sisi: Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth Kimdir?

Kraliçe Sisi Kimdir

Avrupa tarihinin en büyüleyici kadın figürlerinden biri, Elisabeth Amalie Eugenie. Güzelliğiyle efsaneleşmiş, trajedileriyle romantize edilmiş, özgürlüğe duyduğu bitmeyen arzuyla sarayın en asi ruhu olarak hatırlanan bir isim nam-ı diğer Kraliçe Sisi. Viyana Avrupa’nın nabzını tutarken, sarayın altın varaklı duvarları arasında kendini arayan genç kadın, hem mitlere hem tarihe aynı anda sığacak kadar karmaşık bir karakterdi. Peki, bu karakterin arkasındaki mutsuz, kural tanımaz ve sürekli kaçış arayışındaki kadın aslında kim?

 

Kraliçe Sisi Kimdir?

Kraliçe Sisi, Elisabeth Amalie Eugenie (1837–1898), tarih sayfalarına güzelliği, mutsuzluğu ve asi ruhuyla kazınmış, Avusturya İmparatoriçesi ve Macaristan Kraliçesi’dir. Henüz 16 yaşındayken Avusturya İmparatoru Franz Joseph ile evlenerek Habsburg Sarayı’nda yaşamaya başlayan Sisi, Viyana’nın katı protokollerine ve kayınvalidesinin baskısına isyan etmiştir. 

Güzelliğini koruma takıntısıyla bilinen Sisi, uzun saçları ve ince korsesiyle bir ikon haline gelmiştir. Hayatı, çocukları üzerindeki kontrolün elinden alınması ve özellikle tek oğlu Arşidük Rudolf’un intiharıyla (Mayerling Faciası) trajik bir hal aldı. Sürekli seyahat ederek saraydan kaçmaya çalışan asi imparatoriçe, 1898 yılında Cenevre’de İtalyan bir anarşist tarafından suikasta kurban giderek trajik sonuyla efsanesini perçinledi.

 

Kraliçe Sisi’nin Hayatı: Parıltının Altındaki Hüzün

Kraliçe Sisi’nin hayatı, dışarıdan görülen taç, mücevher ve imparatorluk parıltısının aksine, derin bir hüzün ve kronik mutsuzluk ile örülüdür. 16 yaşında İmparator Franz Joseph ile evlenerek Habsburg sarayına adım atması, özgür ruhlu bu Bavyeralı düşesi, katı kurallar ve baskıcı kayınvalidesi Arşidüşes Sophie’nin kontrolüne sokan bir altın kafese hapsetti. 

Sisi, güzelliğini koruma takıntısıyla bir ikon haline gelirken, hayatını sürekli seyahat ve saraydan kaçış üzerine kurdu. Hayatının en büyük acısı ise evliliğindeki yalnızlık ve çocukları üzerindeki kontrolünü kaybetmesiydi. Ancak onu tamamen yıkan olay, tek oğlu Arşidük Rudolf’un intiharı oldu. Bu trajediden sonra, İmparatoriçe halkın gözünden tamamen çekildi ve kalan yıllarını sürekli yas tutarak, siyahlar içinde ve yüzünü gizleyerek geçirdi. Sisi, modern zamanların, ihtişamın ardındaki kişisel trajediyi temsil eden en unutulmaz figürüdür.

 

Kraliçe Sisi’nin Çocukları Kimlerdir?

Kraliçe Sisi, dışarıdan bakıldığında ihtişamın içinde yaşayan bir imparatoriçeydi; fakat annelik yolculuğu onun hayatının en kırılgan ve en insani tarafını temsil ediyordu. Dört çocuğu vardı ve her biri Sisi’nin duygusal dünyasında farklı bir iz bıraktı.

 

  • Sophie (1855–1857)

Sisi’nin ilk kızı Sophie, henüz iki yaşındayken hayatını kaybetti. Yaşanan erken kayıp, genç imparatoriçenin kalbinde derin bir yara açtı ve onun melankolik ruh halini başlatan ilk büyük trajedi oldu.

 

  • Gisela (1856–1932)

Kraliçenin ikinci kızı Gisela, saray düzenine uyum sağlayan, dengeli bir karakterdi. Sisi ile ilişkisi her zaman saygılı ve mesafeliydi; çünkü çocukların yetiştirilmesinde kayınvalidesi Sophie’nin baskın rolü nedeniyle annesiyle yakın bir ilişki kurmakta zorlandı.

 

  • Rudolf (1858–1889)

Avusturya-Macaristan’ın veliaht prensi olan Rudolf, hem zeki hem çalkantılı bir karakterdi. Mayerling Olayı olarak bilinen trajik ölümü yalnızca imparatorluğu değil, Sisi’nin ruhunu da yıkmıştır. Bu kayıp, Sisi’nin dünyadan daha da uzaklaşmasına neden oldu.

 

  • Marie Valerie (1868–1924)

Sisi’nin “Macaristan’a armağan ettiği çocuk” olarak bilinen Valerie, imparatoriçenin kendisine en yakın hissettiği evladıydı. Sisi ile arasında diğer çocuklarında bulamadığı bir duygusal bağ kuruldu. Valerie, Sisi’ye hem dost hem sırdaştı.

 

Kraliçe Sisi’nin çocuklarıyla yaşadığı deneyimler, sarayın dışarıdan görünmeyen yüzünü ve bir imparatoriçenin aslında ne kadar kırılgan olabileceğini gözler önüne seriyor. Çocuklarının yaşamları ve kayıpları, onun kişiliğini ve tarihe bıraktığı izleri belirleyen en güçlü unsurlardan biridir.

 

Bilinmeyen Yönleriyle Bir İmparatoriçenin Tutkuları

Avusturya’nın İmparatoriçesi Elisabeth, güzelliği ve hüznüyle anılsa da hayatının büyük bir bölümünü kamuoyundan gizlediği sıra dışı tutkulara ve takıntılara adamıştır. Onun asi ruhu, saray hayatının kısıtlamalarından kaçmak için kendine özgü yollar yarattı.

 

Fiziksel Performans Takıntısı

Sisi’nin fiziksel durumu, onun için sadece bir görünüm meselesi değil aynı zamanda ruhsal kaçışının bir aracıydı.

  • Avrupa’nın En İyi Binicisi: Sisi, ata binme yeteneği ile tanınırdı. İngiltere ve İrlanda’daki at yarışlarına katılır, yüksek engelleri aşmaktan çekinmezdi. At sırtında rüzgar gibi hızla gitmek, sarayın ağır atmosferinden kaçışının en büyük tutkusuydu.
  • Jimnastik ve Dövme: Sarayının her köşesine jimnastik aletleri kurdurmuştur. Aynı zamanda, o dönemin kadınları için eşine az rastlanır bir eylemle, omzuna küçük bir çıpa dövmesi yaptırmıştı. Bu dövme, deniz tutkusunu ve asi, özgür denizci ruhunu simgeliyordu.

 

Anonimlik ve Sanatsal Kaçış

Sisi’nin ün ve sorumluluktan nefret etmesi, onun hayatını bir performansa dönüştürdü.

  • Şöhretten Nefret: Otuzlu yaşlarının başından itibaren, yüzünün yaşlanmasını kabul etmediği için asla yeni bir fotoğrafını çektirmedi. Kamusal alanda yürürken yüzünü tüller, yelpazeler veya şemsiyelerle gizlemeyi takıntı haline getirdi.
  • Gizli Şair Kimliği: Edebi zekası yüksek olan Sisi, Alman şair Heinrich Heine’ye büyük hayranlık duyuyordu. Kendi hüzünlü ve melankolik şiirlerini yazdırdığı bir defteri vardı. Bu şiirlerde saraya karşı duyduğu nefreti, mutsuzluğunu ve hatta intihar düşüncelerini dile getirirdi. Bu defterler, vefatından sonra ortaya çıkarak onun iç dünyasındaki fırtınaları gözler önüne seriyor.
  • Takma İsimlerle Seyahat: Saraydan kaçtığı seyahatlerinde resmi kimliğini gizler, takma isimler kullanırdı. Bu, onun bir İmparatoriçe olmanın getirdiği baskıdan kısa süreliğine de olsa kurtulma çabasıydı.

 

Fiziksel Görünüm ve Kontrol Takıntısı

Sisi’nin güzelliği, onun için sadece bir özellik değil, aynı zamanda mutsuz olduğu saray hayatında üzerinde kontrol kurabildiği tek alandı.

  • Aşırı Zayıflık Obsesyonu: 1.72 metre boyunda olmasına rağmen, kilosu nadiren 46 kilogramı geçerdi. Bu zayıflığı korumak için, doktorların ve saray çevrelerinin uyarılarına rağmen katı, tek tip diyetler uygulardı. Bazen günlerce sadece portakal veya et suyu tüketirdi. Tarihçiler bu durumu, günümüzdeki anoreksiya nervoza belirtileri olarak yorumlamaktadır.
  • Korse Bağımlılığı: İncecik belini (yaklaşık 50 cm) korumak için, nefes almakta zorlayacak kadar sıkı korseler kullanırdı. Korsenin her gün ayarlanması saatler sürerdi ve bu, ona hareket kısıtlılığı getiriyordu.
  • Obsesif Egzersiz: Vücut formunu korumak için günde saatlerce egzersiz yapardı. Sarayının her köşesine jimnastik aletleri kurdurmuştur. Aynı zamanda her gün saatlerce hızlı yürüyüşler ve at biniciliği yapardı.

 

Saç ve Cilt Bakımı Ritüelleri

Sisi’nin güzellik takıntıları arasında en bilineni, saçlarına ve cildine gösterdiği inanılmaz özendi.

  • Görkemli Saçları: Saçları o kadar uzundu ki, ayakta durduğunda yere değiyordu. Saçlarının taranması, yıkanması ve örülmesi her gün iki saatten fazla sürerdi. Saç bakımında özel karışımlar kullanılırdı ve her telin mükemmel olduğundan emin olmak için özel bir kuaförü vardı.
  • Gece Maskeleri: Cildinin pürüzsüzlüğünü korumak için gece yatarken et suyu ve domuz yağı karışımıyla hazırlanan veya çiğ dana eti parçaları içeren yüz maskeleri kullanıldığı bilinmektedir.

 

Sisi, bu tutkular ve takıntılar sayesinde, altın kafesinin içinde kendine ait bir dünya yaratmayı başarmış, ama asla huzuru bulamamış trajik bir figürdür.

 

Kraliçe Sisi Nasıl Öldü?

Avusturya İmparatoriçesi Kraliçe Sisi (Elisabeth), 10 Eylül 1898 tarihinde, İsviçre’nin Cenevre kentinde ani ve trajik bir suikast sonucu hayatını kaybetti. 

Hayatının büyük bir kısmını Viyana Sarayı’ndan ve kamusal görevlerinden kaçarak geçiren İmparatoriçe, o gün de gizlilik içinde Cenevre Gölü kıyısındaki bir otelden vapur iskelesine doğru yürüyordu. Bu sırada, İtalyan bir anarşist olan Luigi Lucheni ona yaklaştı ve elindeki keskin ve ince uçlu bir törpüyü hızla Sisi’nin göğsüne sapladı. 

Lucheni, bu eylemiyle herhangi bir soyluyu öldürerek anarşist davasına dikkat çekmeyi amaçlıyordu ve Sisi’yi tesadüfi bir kurban olarak seçmişti. Suikastın en çarpıcı yanı, Sisi’nin darbeyi anında fark edememesidir. Yaşlanma korkusuyla takıntı haline getirdiği aşırı sıkı korsesi, darbenin etkisini geçici olarak maskeledi. Sisi, sendeledikten sonra kalkıp vapura bindi, ancak güverteye vardığında yere yığıldı. Kaldırıldığı yerde, saldırının kalbine isabet ettiği ve iç kanamadan dolayı hayatını kaybettiği anlaşılmıştır. Kraliçe Sisi’nin ölümü, onun hayat boyu aradığı özgürlüğün, trajik ve beklenmedik bir şiddet eylemiyle son buluşu olmuştur.

 

Kraliçe Sisi Neden Tarihe Geçti?

Kraliçe Sisi (İmparatoriçe Elisabeth), sadece bir kraliyet üyesi olduğu için değil, benzersiz kişiliği, siyasi rolü ve trajik hayat hikayesi nedeniyle tarihe geçmiştir. İşte Sisi’nin neden tarihe not edildiğine dair ana nedenler:

 

Güzellik, İsyan ve Mite Dönüşüm

Sisi, döneminin idealize edilmiş monarşi figürlerinden farklı olarak, sarayın katı kurallarına karşı sergilediği bireysel duruşuyla tarihte özel bir yer edinmiştir.

  • Asi Ruh ve Özgürlük Arayışı: Monarşinin kısıtlayıcı yapısını ve Viyana Sarayı’nın protokollerini reddetti. Bu asi duruşu ve sürekli seyahat etme arzusu, onu kural tanımayan, özgürlüğe aşık bir figür olarak halkın gözünde romantikleştirdi.
  • İkonik Güzellik ve Takıntı: Eşsiz güzelliği, uzun saçları, incecik korsesi ve aşırı zayıflık takıntısı onu bir efsaneye dönüştürdü. Güzelliği, mutsuzluğunu ve iç çatışmalarını perdeleyen bir maske haline geldi.
  • Romantikleştirilmiş Hikayesi: Yaşadığı derin mutsuzluk, oğlu Rudolf’un intiharı ve trajik suikastı, hayatını bir drama ve mite çevirdi. Sinema ve edebiyat aracılığıyla bu hikaye, onu tüm dünyada tanınan bir trajedi kahramanı yaptı.

 

Siyasi Etki ve Macaristan Bağlantısı

Sisi’nin siyasi önemi, kocasının İmparatorluk başkenti Viyana’dan çok uzakta, Macaristan ile kurduğu derin bağda yatıyor.

  • Avusturya-Macaristan Uzlaşması: Sisi, Macaristan’ın dilini ve kültürünü samimiyetle benimsedi ve Macar soyluları ile güçlü ilişkiler kurdu. 1867 Avusturya-Macaristan İkili Monarşisinin kurulmasında arabuluculuk yaparak hayati bir siyasal rol kazandı.
  • Halkın Sevgisi: Halk, onun samimiyetini ve Macar davasına olan desteğini takdir etti. Bu, onu sadece bir İmparatoriçe değil, aynı zamanda Macaristan’ın sevgisini kazanmış bir Kraliçe (Macaristan Kraliçesi) yaptı.

 

Trajik ve Sembolik Ölüm

Ölümü, onun tarihteki yerini kesinleştiren son ve dramatik olay olmuştur.

  • Suikastın Sembolizmi: 1898’de İtalyan bir anarşist tarafından suikastla öldürülmesi, bir yandan kraliyet ailesinin kırılganlığını gözler önüne sererken, diğer yandan da yükselen radikalizmin ve siyasi huzursuzluğun bir simgesi haline geldi.
  • Hüzünlü Final: Hayatı boyunca saraydan ve görevlerden kaçmaya çalışan Sisi’nin, bir tatil sırasında, tamamen tesadüfi bir eylemle hayatını kaybetmesi, onun trajik figürünü tamamladı.

 

Bu faktörlerin birleşimi, Kraliçe Sisi’yi sadece bir tarih dipnotu olmaktan çıkarıp, bireysel özgürlük arayışının ve monarşinin ardındaki kişisel hüznün güçlü bir sembolü olarak tarihin merkezine yerleştirdi.

 

Kraliçe Sisi’yi Anlatan Filmler 

Kraliçe Sisi’nin yaşamı ve kişiliği, beyaz perdeye defalarca taşınmıştır. Sarayın ihtişamı, özgür ruhu ve trajik hikayeleri filmlerde yeniden can buluyor. İşte Sisi’yi en iyi anlatan filmler:

 

Popüler Kültür İkonu Sissi Üçlemesi

Bu filmler, Sisi’nin en bilinen, ancak gerçeklerden uzak, romantikleştirilmiş versiyonudur.

  • Sissi (1955)
  • Sissi – Die junge Kaiserin (Genç İmparatoriçe, 1956)
  • Sissi – Schicksalsjahre einer Kaiserin (İmparatoriçenin Kader Yılları, 1957)

 

Ludwig (1972)

Yönetmen Luchino Visconti’nin bu eseri, Sisi’nin kuzeni olan Bavyera Kralı II. Ludwig’i konu alsa da, Romy Schneider bu kez çok daha melankolik, yaşlanmış ve gerçekçi bir Sisi portresi çizer.

 

The Empress (2022, Netflix dizisi) 

Modern yorum ve dramatik anlatımla Sisi’nin bilinmeyen yönlerini, politik ve kişisel mücadelesini ele alıyor.

 

Corsage (Korsaj, 2022)

İmparatoriçenin kırkıncı yaş gününe odaklanan bu Avusturya yapımı film, Sisi’nin güzellik takıntılarını, yeme bozukluğunu, isyanını ve sürekli olarak saraydan kaçma çabasını modern ve asi bir dille anlatır. Filmin başrol oyuncusu Vicky Krieps, eleştirmenlerden büyük övgü almıştır.